“(Müslüman Kardeşlerin (İhvancıların) Suriye’de Mevcut Savaşta Oynadıkları Rol (İkinci Bölüm

Müslüman Kardeşlerin (ihvancıların) altı yıldan fazla süredir Suriye ve halkına dayatılan evrensel savaşta oynadıkları rol ve Suriye’deki kanlı miraslarına ilişkin yazımızın ikinci bölümüne devam ediyoruz.

17 Şubat 2011 tarihinde Tunus olayları başladığında bu olayların özellikle Suriye’de olmak üzere Arap ülkelerinde yayılacağını düşünmemiştik. Olayların Libya, Mısır ve Yemen’de yayılmasıyla, onurlu ve yurtsever Suriyeliler, daha önceki devletlere ilaveten Suriye ve daha sonrası bir kısım devletlerde uygulanması planlanan projenin büyüklüğünü idrak ettiler. Bir kısmı büyük ve hatta çok büyük hatalar kuşkusuz oldu. Fakat tüm bu hatalar, devletin kontrole alabileceği makul düzeyde hatalar sayılır.

Suriye’de tüm bu yaşananlar meydana gelmesiyle tüm illerde, kentlerde, beldelerde ve köylerde insanlar kanlar içinde kalınca bir kısım gerçekler deşifre olup netleşti. Müslüman Kardeşlerin tarihini ve arşivini bilenler, onları tanıyan ve takip edenler tüm bu yaşananların arkasında bulunan gizemli sırrı çözmeyi başardı. Suriye ve halkına karşı hazırlanan planların hayata geçirilmesinde edat olarak kullanılmak üzere seçilen şahsiyetlerin Müslüman Kardeşler ya da İhvancılar adıyla bilinen tarihi kanla dolu radikal örgütten olduklarını irdelediler. Tüm bu şahsiyetlerin zamanında Müslüman Kardeşler ambarlarında hapsedilenlerin yanı sıra temel eklemlerde bulunan şahsiyetler oldukları anlaşıldı.

Öyle ki olaylar 14 Şubat 2011 tarihinde başkent Şam’ın Hamidiye Çarşısında, ardından da 15 Mart 2011 tarihinde Dera Kentinde başladı. Siyo-Amerikan ruhuyla hazırlanmış senaryonun Hollywood yöntemiyle yönetilmesi ve sürü içgüdüsüyle hayata geçirilmesi planlanıyordu.

Suriyelilerin nasıl yaşadıkları inanılmaz olabilirdi. Fakat İsrail, ABD ve Avrupa Suriye’de yaşamın nasıl olduğu ve Suriyelilerin nasıl yaşadığını çok iyi biliyorlardı. Bilindiği ve görüldüğü üzere Suriye, coğrafik olarak mübarek Şam diyarlarının  canı sayılır. Suriye’de doğal hayat, Avrupa ve Amerika’daki hayattan çok daha güzeldir. Suriye’nin evlatları da bu hayatı daha iyi bildikleri gibi tüm doğal çevreyi Suriye’de bulabilmektedir. Temiz ve güvenli Akdeniz sahillerinden, koylarına, tepelerine, akarsuları ve akarsu ağızlarına kadar, sahillerin arkalarına, ormanlarına ve piknik yerlerine kadar her şeyi biliyor. Vadilerini, doğal ve uzunluğu 120 km, genişliği de ortalama 12 km olan sanal göllerini de biliyor. Bu göl suyunun da dünyanın en pak suyu olduğunu da biliyor. Gölün yanında uzanan ve su kuyuları ile dolu olan Şam Badiyesini; bu badiyenin yabani ve evcil hayvanlara ilaveten muhtelif türleriyle kuşlarla dolu olduğunu da biliyor.

Öyle ki batıya ve güney batıya inmemiz halinde sahil sıradağlarına ek olarak Lübnan’ın doğu sıradağlarını görmek mümkündür. Dahası da Kasiyon Dağı.

Suriye’nin içinden geçen iki muazzam nehir var ki bunlar da Fırat ve Dicle nehirleridir. Bunlara ilaveten kuzeyden güneye bir dizi yerel nehir de bulunmaktadır.

Suriye’nin her derde deva sayılan havasına gelince, gerçekten her derde deva bir havası vardır.

On bin yıldan fazla bir tarihe sahip tarihi uygarlıkları ve bu uygarlıkların tarih boyunca tanık olduğu medeniyetler ve asil halklar ise apayrı bir özelliktir. Bu medeniyetlerde yaşayan asil halkların birçok etnikten, dinden ve mezhepten olup binlerce yıl sevgi ve barış içinde yaşamaları da tamamen Allah’ın bir takdiriydi.

Tüm bunların yanında Suriye’de yüksek sayıda üniversite, enstitü ve okullar bulunmasıyla Suriye halkı genelinde öğretim düzeyi yüksek sayılır.

Suriye ve durumunun vasfında kelimeler aciz düşerken, tamamen yüce Allah’ın bir lütfü niteliğindedir. Fakat Suriye’de milliyetçi duyguları ifade etmekte kelimeler aciz kalmaz. Öyle ki Suriye Araplığın kendisi ve anlamıdır. Tüm dokusu ve bağlarında Arapları sevmekle birlikte hoşgörülü her Arap düşünceye hizmet eder. Suriye hükümetinin milli hizmetlerini ise ancak ve ancak nankörler ve kinciler inkâr edebilir. Öyle ki bu hizmetler her türlü ekonomik ve eğitim-öğretimin yanı sıra sağlık hizmetlerini de kapsamaktadır.

Suriye, 82 devletin kendisine ve halkına dayattıkları savaşa rağmen hala dünyada en ucuz devlet sayılmaktadır.

Suriye hükümeti ve halkının ortak bir düşmanı var ki, o da İsrail ve onun çevresinde olanlardır. Suriye ve halkına karşı savaş başlatıldığında Cezayir’de bir cami imamı ve hatibi etrafında bulunanlara şöyle dedi:

“Ben yaşlı bir adamım, Suriye’de yaşananları günübirlik olarak izleyemiyorum. Size sadece bir soru soracağım; İsrail ve ABD, Suriye hükümetinden yana mı yoksa karşı mılar?”

Yaşlı imamın sorusuna cevap olarak etrafında bulunanlar; “Hayır, ABD ve İsrail Suriye hükümetine karşılar” cevabını verdi.

Sözlerine devam eden cami imamı ve hatibi; “O zaman Suriye hükümeti haklıdır ve hak yolunda ilerlemektedir” ifadesini kullandı.

Cami imamı şeyhin kriteri buydu.

Suriye’de olaylar başladı ve bu savaşın planlayıcıların temel edatları ve mızrak uçları Müslüman Kardeşler oldu. Müslüman Kardeşler; Ahrar el Şam, Cund el Şam, Mücahitler Taburları, Horan Mücahitleri, Muhammed Taburları, Muhammed’in Gençleri Taburları, Horan Şahinleri ve daha başka isimler altında zamandan zamana mekandan mekana göre de farklı isimlerle Suriye’deki varlıklarını lanse etmeye çalıştılar. Onlar IŞİD, Nusra Cephesi, Horosan Örgütü ve muhtelif adlarıyla cihatçı selefi taburlar haricinde Suriye devleti,halkı ve ordusuna karşı savaşan tüm gruplardı.

‘Özgür Ordu’ ya da kısaca ‘ÖSO’ olarak bilinen oluşum ise; terör örgütü olup, baştan beri terör eylemlerinde bulundu. Böylece deniz ve çöl gemileri Suriye’ye en azılı katilleri taşımaya başladı.

Arapların meşhur bir değimi vardır. “Bin Nebha’nın kuşu gibi.. Yılanları avlayıp halkı üzerine atıyor.”

İşte ‘Özgür Ordu’ için denilebilecek en uygun söz budur.

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz