Müslüman Kardeşlerin Suriye’de Mevcut Savaşta Oynadıkları Rol (Onuncu ve Son Bölüm)

Onuncu ve son bölümümüzde, Şam , Şam Kırsalı, Homs ve Dera illerinde Müslüman Kardeşlerin çalışmalarına yer vereceğiz.

Şam’a gelecek olursak, onların 80’lerdeki kanlı kalıntıları üzerinde durmamız gerekiyor. 80’lerde örgütün Kfar Soussa’daki il sorumlusu Cemil Cumayil ile arkasında bıraktığı ihvancı cemaati görüyoruz. Bu cemaat Suriye’de olayların başlangıcında silahlı gösterilerin ilkini yapsa da devlet bunu önledi ve cemaati Doğu Guta’ya kaçtı. Rükneddin Semtinde eskiden kalma “Şadhan Ta’mer ve “Alaaattin Bazalti”den bazı kalıntılar kalmıştı. Lakin Rükneddin karakolunda yetkili subay Arap ve Ukeydat aşiretinden olan Albay Hamid el Ali” bütün herkesi şaşırtarak, karakolu bütün herkese açtı ve misafirhaneye çevirdi. Buraya Muhtarları çağırarak her Cuma günü toplumun ileri gelenleriyle toplanıyorlardı.

İhvancılar silahlı gösteri yapma girişiminde bulundukları zaman halk karşı çıktı. Birkaç kişiyi öldürmeleri ardından halk onlara karşı koydu ve evlerine kadar onları kovaladılar. Kaçanlar Guta’ya kaçtı kalanlar ise yakalandı. Suriye’de ki bütün ihvancılar özellikle de Şam ve Halep’tekiler öldürme üzerine eğitim aldılar ve çöpçüler eğitimlerinin canlı kalkanları oldular ve her gün zavallı çöpçüleri öldürüyorlardı.

Şam Kırsalındaki ihvancıların kalıntıları ise daha sonra selefi Zehran Alluş’un cemaatiyle çelişen Duma’da ki Ali Saydavi’nin evinden hareket ediyorlardı. Kisve’deki ihvancıların kalıntıları ise birçok otobüs ve hastaneyi havaya uçuran daha sonra devletin frenlediği ihvancı “Al Muhammed el Asfar’ın”  evinden hareket ediyorlardı.

Buradan Batı Guta’ya kaçtılar. Madaya ihvancıları da oraya kaçmış ve Al Ahmet İzetttin kaçırma ve suikast eylemleri yapmaya teşvik ediyordu. Devlet bunlara karşı koyunca da bunlar da Batı Guta’ya kaçtılar. Bütün ihvancılar orada toplandı başta Zebedani olmak üzere ordu ve halk ile karşı karşıya kaldılar. Şam ili bütün ihvancılardan arınmıştı ancak kuzeybatıdaki Cobar Semti kalmıştı. Buradaki ihvancıların asılları ise Yahudi? idi. Şam ahalisinin söyledikleri bir söz vardır.

“Hayber Yahudileri olsun da Cobar ahalisi olmasın”. Çünkü bu ahali 1913 yılına kadar asıllarıyla Yahudi’ydi. Yahudilikleri kılıflandı. Bazıları ihvancı olduklarında da nefes almaya başladılar. Bilineceği üzere dünyada en eski sinagog 7 sütunuyla birlikte halen Cobar’da bulunmaktadır. Bazı oryantalistler Cobar Köyünün Şam Yahudilerinin dışında olduğunu zannediyor. Ama Şam’da dediğimiz gibi eskiden olduğu gibi şimdi de ihvancı elinin uzağında barış içerisinde yaşamaktadırlar.

Lakin olayların başlangıcında Guta, Madaya ve Kisve ihvancılarının her Cuma Şam’a gelerek özellikle Kefar Susa’da olmak üzere Şam’ın bazı mescitlerinde Cuma namazı kılmaya geldiklerini ve çıktıklarında gösteri yaptıklarını daha sonra da belirli mekânlarda patlama eylemleri yaptıklarına işaret etmemizde hiçbir sakınca görmüyoruz. Bu bilgi ihvancıların 80’lerden kalan kinlerine işaret ediyor. Şam’daki ilk patlamalar ihvancıydı.

Tadamun, Yelda ve Def el Şevk Semtleri arasındaki ihvancılar ki bunların çoğu İdlib’in Müslüman Kardeşlerindendi, ayrıca Horan Ebabilleri alayını kuran ihvancılar da. Gösterileri sürü içgüdüsünün uygulandığı kişileri içeriyordu. Onlarla birlikte alelacele silah taşıyan ve Hamas cemaatine katılan Filistinli ve Iraklı ihvancılar da katıldı.

Müslüman Kardeşlerin bu mahallelerde taşıdıklarının herhangi bir taifenin yanında durmaksızın bütün bir halka karşı kin ve nefretti. Gösterileri her Cuma iken geceleri de devam etti. Bu gösteriler insan aklının tasavvur edemeyeceği şekilde kanlı geçiyordu.

Lakin insanlar bunların Müslüman Kardeşler olduklarını ve kendilerinin Suriye’yi yıkmak için büyük planlarının bulunduğunu bildi. Planları, askeri güvenliğe bağlı bölge şubesine yönelik düzenledikleri patlama eylemleri kanalıyla kinci motif taşımıştı ancak bu patlama eylemi sonucunda şube hiç zarar görmemişti.

Cinai Güvenlik binasını hedef aldılar sonra Bağdat Caddesindeki Hava İstihbarat bürosunu patlatma girişiminde bulundular. Şeyh Muhyiddin Semtindeki Vakıflar Bakanlığı önünde de patlama eylemi düzenlediler.

İhvancıların Homs ilinde halen de düzenlemekte olduklarına ışık tutacak olursak, Homs ilinde olayların patlak vermesine neden olanların Suriye’deki ilk gözlemci Dr. Mustafa Sibai, Tel Dev Şeyhi Muhammed Ali Meşal ile Hule gölü çevresinde işledikleri öldürme ve katliam eylemlerinin video görüntülerinin kaydedilip dağıtıldığı o günleri Suriye halkı hiçbir zaman unutmayacaktır.

Homs’un doğusunda 60 Caddesi, Deyr Baalba, Bayyada, Bab Dreyb, fahura, el Haşiş ve Aşiret pazarları yanı sıra el Vaar bölgesinde yaşayan bazı bedevileri istismar ederek onlara yaptıklarını da unutmayacak. Müslüman Kardeşler Askeri Hastanesini Cehennem toplarıyla hedef alıyorlardı. Homs’ta başlangıç il dahilinde epey kanlıydı.

Öyle ki ihvancılar yukarıda saydığımız semtlerde kılıç taşıyarak Homs sokaklarında insanları kovalıyorlardı. İnsanların kafalarını kesip kılıçların başlarına koyuyor ve sokaklarda gösteriler yapıyorlardı. Kadınları ise caddelerde çırılçıplak bırakarak arkalarına vuruyor sopalarla rahimlerine işaret ediyorlardı. Daha sonra tecavüz edip cesetlerini parçalıyor ve çöp bidonlarına atıyorlardı. Bütün bunlar inhacıların eliyle ve planlarıyla işliyordu.

Bu eylemleri yapan şahsiyetlerin çoğunun isimlerini burada zikredebiliriz. Bunlar ihvancı ideoloji, akide ve radikalciliğe sahipti. İhvancıların Homs ilinde işledikleri akıl almaz olayları ve katliamları burada uzun uzadıya zikredebiliriz. Bana nereden başlamak istediğini söyle sana herhangi bir Homs Semtini seç ki sana ihvancıların burada Homs ahalisine ne gibi katliamlar işlediklerini söyleyeyim. Albay Ahmet Tellavi, iki kızı ve yiyeninin İhvancıların eliyle öldürülmeleri ve cesetlerini parçalamaları olayların başlangıcıydı.

Zikrettiğim mahalleler de eylemlerinin sahnesiydi. Homs ve ahalisine yönelik kin dolu bu şahsiyetlerin bazıları biliniyordu bazıları ise Homs ahalisi tarafından hiç bilinmiyordu. Şeyh müftü Neşevati’yi para ve makam ile aldatarak müftü olarak tayin ettiklerinde daha Şeriat Külliyesini henüz bitirmemişti. Said Bin Amir Camiinin imamı olarak tayin edilmiş Nazihin Semtine bakan bu Camiyi silah ve cephane deposuna çevirmişti.

Aniden ortaya çıkan şahsiyetlerden öldürme ve tecavüz eylemlerinde bulunan Bilal el Kinn, Casim el Affara yanı sıra yabancı şahsiyetler di. Aynı şeyh müftü abu Abdo gibi aniden ve garip bir şekilde zengin olmuştu. Bilal el Kinn ve Casim el Affara eli kanlı garip caniydiler.

Birçok katliama imza atmışlardı. Homs’taki İskenderun Caddesine ihvancıların Yemame oto yıkama yeri yakınlarında öldürdükleri insanların çokluğundan ölüm caddesi adı verilmişti. İnsanlar bu duruma dayanamayarak onlara saldırdılar. Verşe Mahallesine kaçtılar ve halk tarafından orada katledildi.

İhvancılar aynı şekilde Homs Halit Bin Velit semti yanı sıra eski semlerde toplandılar ve orada uzun süre kaldılar taki 2014 yılında BM gözetiminde yapılan ittifak gereğince oradan çıkarıla kadar. 2000 silahlı elemanları Resten’e çekilmiş, sadece bir grup el Vaar Semtinde kalmıştı. Bir acı olay daha… Kanlı ideoloji ile doymuş ihvancı bir kadın, Ona Um Halit deniyordu. Suriye Arap Ordusuna yönelik içinde defnedilmiş kin ile meşhurdu. Müslüman Kardeşler cemaati ile silahlı muhalefetten Suriyeli esir askerleri kendisine getirmelerini talep ederdi.

Askerleri bağlarlardı. Kendisi de askerleri canlı olarak elindeki demir satırla canlı olarak kulaklarını, daha sonra ellerini daha sonrada ayaklarını keserdi. Askerlerin bağırışları ve ağlaşmaları içerisinde organlarını kesmekten büyük bir haz alıyordu. Merkezi ise Bab Dreyc mıntıkası idi.

Olayların başlangıcından bu yana Suriye’de Müslüman Kardeşler örgütünün düzenlediği temel eylemlerin başında kaçırma, tecavüz ve öldürme üsluplarını kendisine şimdiye kadar iş edinmişlerdi.

Dera’daki İhvancıların eylemlerine gelecek olursak; Suriye’deki ilk kıvılcımları 15 Mart 2011 tarihinde başlamıştı. Oyun Dera’da ki ihvancıların eliyle koyulan senaryo gereğince başlar. Bu senaryo da Ömer Bin Hattab Camii imamı olan Ahmet Cuma el Sayasine tarafından koyulmuştu. Suriye Cumhurbaşkanı bu senaryoyu çok acil bir şekilde içine çekmiş ve Dera ahalisinden büyük bir heyeti kabul etmiş ve bütün isteklerini yerine getirmişti.

Lakin Müslüman Kardeşler dinlerini ve vatanlarını satmışlardı bile. Fitneler alevlenmişti. Yakıtını ise birinci grup ahaliden masum insanlar teşkil ediyordu. Suriye’deki ihvancılardan ikinci gruba intikal edecek olursak; bunların memurlarda, çeyrek ve yarım öğretmenlerdi ve çok azınlıktaydılar, bunlar da iki kısma ayrıldılar bir kısım durumun gerçeğini öğrendiğinde Müslüman Kardeşlerden ayrıldı. Diğer bir kısımları ise görevlerini bırakıp başta göstericilere katıldı. Daha sonra ise sözde devrim için Suriye’yi tamamen terk ettiler.

Bunlar da yalanları, yalancı senaryoları üstlenenler oldular. Çoğunlukla canlı tanık olarak düşman TV kanallarının ekranlarında görülen kişiler ise bunlardı. Bazıları kendi ideolojilerini onlardan ayrı bir şekilde ve kendi kedilerini geliştirerek cemaatlerinin yalancı olduklarını idrak etmişti. Bu yüzden onları bırakıp Nusra Cephesine veya Selefilere katılmıştı.

Genel olarak bu grup az ve sınırlıydı. İhvancılığı bırakıp gidenler de çok oldu ve bu grup öğle zannediliyor ki bitmiş derecede. Üçüncü grup ise yüksek tahsilli olanlarla ilgili, az olmasına rağmen örgütle bağlantılıydı. Masonlukla da güçlü bir bağları vardı. Bu da ta eskiden Suriye’de Müslüman Kardeşlerin ilk gözlemcisi Dr Mustafa Sibai’nin günlerine kadar dayanıyor ve birden fazla uluslar arası platformda bunu görüyorduk.

İngiltere Başbakanı istihbarat birimlerinden Müslüman Kardeşlerle nasıl işbirliği yapacağı hakkında araştırma istediğinde cevap, iyi olduklarını ve işbirliğinden endişe edilmemesi gerektiğini kendilerinin istenilenin ve itaat dâhilinde olduklarını, İslam Dini rolünü kendi ideolojileri ve kendi istekleri çıkarına yerine getirdiklerini söylüyordu.

Son olarak Müslüman Kardeşlerle ilgili şu notu da belirtmekte yarar görüyoruz. Arkasında saklanacakları ve çirkef eylemlerini örtecekleri ve belki de siyasi bir yüz olarak sunulacak (VAAT) adı altında popülarite kazanacak yeni bir parti kurmak istediler ancak bu adım Recep Tayyip Erdoğan’ın rızasını kazanamadı ve bu arzularını erteledi.

 

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*