Türkiye Cumhuriyeti’nin Temellerini sarsma aracı AKP (5-16)

Ahmet Süleyman El İbrahim Türkiye İşlerinde Araştırmacı-Yazar

İnsanlık düşünsel olarak üç dönemdan geçtiğini söyleyebiliriz: 16. Yüzyıla kadar süren modrenizm öncesi dönem, Ve burjuvazinin ilerleyici bir sınıf olarak yükselişinin zamanında Kilise’nin kontrolünden kurtulma, Akıl ve rasyonaliteye ihtiyacının bir sonucu olarak ortaya çıkan modernizm ve aydınlanma dönemi, II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam etti. Ardından Emperyalizmin tükenme ve vahşet safhasında ihtiyac duyduğu pazar özgürlüğünün önünde sınırlar açılması sonucunda ortaya attığı Postmodernizm akımı projesi veya dönemidir.

Bu projenin en önemli temelleri:

– akıl, laiklik, ulusal devlet ve vatandaşlık gibi kavramları ortaya atan Modernitenin reddi.

– Dinin kitlelere empoze edilmesi ve yöneticilerden uzak tutulması.

– Güçlü ve engelleyici bir devlet aracılığıyla insanlardaki gücü yok edilmesi

– Amerikanın iyilik liderliğine inanılması.

Samir Amin’e göre, teorik alanda olan post-modernizmin, toplumsal gerçeklik alanında çalışan modern öncesi bir harekete ihtiyacı var. Buradan, postmodern söylemin ideoloji alanındaki egemenliği ile sosyal ortamında modern öncesine davet eden bir eylemin egemenliği arasındaki kayda değer bağıntı bulnması büyük bir anlam kazanır.

Burada, tabiki neoliberalizm aşamasının gerçekçi ve ideolojik bir parçası olan postmodernden sözederken, felsefi ve sanatsal post-modern felsefi vizyonlar ve konumlar karşısında nötr durmamız gerek, çünkü bu vizyonların ve fikirlerin bazılarının insan yabancılşmasının, bölünmüşlüğünün ve çözülüşlüğünün yükseltilmek için tasarlanmadığı., bu irrasyonel durumların ortaya çıkış nedenlerine yönelik arayışlara odaklanmaksızın, insanın gerçekliğini tasvir etmeye çalıştığını söyleyebiliriz,

Aynı zamanda, insanların ya da vatandaşların çatışmalarının gerçek nedenlerini bilmelerini engellemek için, tekelci kapitalist güçlerinin, akıl, siyasal, entelektüel, sosyal ve ekonomik düzeylerinde bu irrasyonel eğilimde teoriler ortaya atmak için görevlendirdiği birçok düşünür bulunuyor.

AKP’nin postmodern bir parti olarak nitelendirirken beliritmemiz gereken önemli bir nokta var, o da bu fikirleri ve terminolojiyi inceleyen ve bu partinin temelini atan kişi Recep Tayyip Erdoğan olduğu anlamına gelmiyor. çünkü AKP, neo-muhafazakarlar tarafından Washington’da kuruldu ve Sovyetler birliğine karşı kullanılan ve komünist düşüncenin Türkiye ve Orta Doğu’da yayılmasını engellemeye çalışan NATO’nın en önemli hücrelerini teşkil eden milli türk talebe birliği ve Komünizmle Mücadele Derneği’nin kadrolarından oluşturdu.

Aslında, AKP tek başına iktidara gelmedi, Türk Milli Öğrencileri Birliği’nin kadroları (Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Numan Kurtulmuş) ve Cemal Gürsal, Adnan Menderes ve Celal Bayar’ın kurduğu ve daha sonra Süleyman Demiral ve Turgut Özal da dahil olduğu ve tarikat kadrolarından oluşan (Fethullah Gülen gibi) anti-komünizm dernekleri bir koalisyonu oluşturarak iktidara geldi.

Bilindiği gibi islami saadet partisi başkanı Recai Kutan, Diyarbakır’daki Anti-Komünizm Cemiyeti’ne başkanlık ederken, Fethullah Gülen Erzurum’da Anti-Komünizm Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı.

 

 

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz