Suriye’de Savaşlar

Thierry Meyssan Yazdı

Rusya’nın Suriye’de savaşa girmesiyle birlikte Batı’nın buradaki zaferi imkansız hale geldi.

Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri’ne her ortak olanı, ortak hedeften aşamalı bir şekilde uzaklaştığını görüyoruz. Kurucu bazı babaların sömürgeci ideolojilerinin devamı olarak, İsrail büyük komşularını, etnik ve dinsel açıdan kaynaşmış küçük ülkelere kadar, bölme politikasını sürdürdü.

Uzak olmayan geçmişe baktığımızda Tel Aviv’in izlediği yolun, 1982 “Yinon Planı” ya da 1996’nın “temiz ayrılık” planı ile tutarlı olup stratejisi de, “genişletilmiş Orta Doğu”nun yeniden yapılanmasında, Rumsfeld-Cebrowskiplanı ile büyük ölçüde uyumludur.

Fakat her ikisi aynı hedefi paylaşmıyor: Pentagon, gelişmiş ülkelerin bölgedeki zenginliğe erişimini kontrol etmeyi hedeflerken, İsrail komşularının hiçbirinin ona karşı durmaya yetecek kadar güçlü olmasını istememektedir. İngilizler ellerini 1915 yılında “Büyük Arap Devrimi”ne koyduklarında, o zaman zarfında bütün Araplara, Osmanlı boyunduruğunu devirmeyi başarmaları halinde, özgürlük vaat ettiler.  Görevlerini yerine getirdiklerinde yönetimlerine “vahhabiliği” koydular.

Daha sonra yeniden gelip ulusal hükümetlerini devirip yerlerine “Müslüman Kardeşler” ile değiştirirlerse, hürriyeti vaat ettiler. Fakat Araplar ne 1915 yılında İngiltere İmparatorluğunun Osmanlı İmparatorluğu yerine geçtiğinde ne de 2011 yılında Arap Baharı belasıyla müptela olduklarında hirriyetlerine kavuşabildiler.  Fransızlar ise, hala “Milletler Cemiyeti” tarafından kendilerine vaat edilenSuriye’ye mandacılık  yetkisini yeniden almayı hayal ediyorlar.

Pico’nun (Sykes-Picot Anlaşması) kızkardeşinin oğlu, eski Başkan Valery Giscard d’Estaing’in açıklaması da buydu. Başkan Holland’ın da Eylül 2015 yılında Amerika’ya gezisi esnasında talep ettiği de buydu. 1921 yılında olduğu gibi Fransa hala Kürtlerle Araplar arasındaki etnik bölünme politikasını üstleniyor. Bu yüzden, Suriye’nin herhangi bir Arap bölgesinde bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını sürekli savunmaktadır.

Aynı zamanda Türkiye, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’de Osmanlı parlamentosu tarafından kabul edilen “ulusal kesimin” vaadini yerine getirme hayallerini ve Halep’in de dahil olduğu kuzey Suriye’yi katmaya azmediyor, Keseb, bölgesinde olduğu gibi Ermeni Hıristiyanları ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu da onu kendisine ortak başka müttefikleriyle muhtelif çatışmalara geçirdi. Evvela İsraillilerle, çünkü Halep’e özerklik verilmesi yerine kuzey Suriye’yi kendi topraklarına ilhak etmek istiyor. İkincisi İngilizlerle, çünkü Osmanlı Hilafetini yeniden getirmek istemiyorlar.

Üçüncüsü Fransızlarla, çünkü Suriye’de bağımsız bir Kürt devletinin kurulması fikrine şiddetle karşı duruyor.  Şundan bundan daha önemlisi, Suriye’yiparçalama işini bitirmesi ardından, Türkiye’yi yok etme arzusunu artık gizlemeyen ABD’nin kendisi ile çatışmaya girmiş olması.

Ancak, yedi yıllık şiddetli savaştan sonra Suriye devleti hala mevcut.

Suriye Arap Cumhuriyeti, beraberinde mittefikleri Rusya, İran ve Hizbullah.

Çok açık ve net bir şekilde görülüyor ki zafere erişenler kendileridir.

Yabancı ordular (cihadistler) ise büyük bir hezimete uğradılar.

Ancak çalıştırıcıları, ABD, İsrail, İngiltere, Fransa ve Türkiye, somut olarak halen hezimete uğramadılar.

Savaş 20. yüzyıl başlarındaki hevesleri uyandırmakla kalmadı bilakis bozgunu bizzat kendi bedenlerinde çözülmeyen söz konusu o aktörlerden hiçbiri, savaşı terk etmeye hazır olmadıkları görülüyor.

Bütün hepsi, mekan ile savaşı sürdürme yollarını hep birlikte arıyor.

Kaynak: voltairenet.org

 

 

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz