İŞİD’in Yeniden Üretilmesi

Thierry Meyssan

IŞİD tarafından devlet olarak yönetilen bölgenin kurtuluşu, bu cihatçı örgütün sonu anlamına gelmedi. Aslında IŞİD her ne kadar NATO’nun gizli servislerinin bir yaratımı olsa da, cihatçıları harekete geçiren ve hala varlığını sürdüren bir ideolojiyi temsil etmektedir.

El Kaide, Afganistan’da, ardından Bosna-Hersek’te ve son olarak da Irak, Libya ve Suriye’de savaştığını gördüğümüz NATO’nun yedek gücüydü.

Başlıca faaliyetleri savaş eylemleri («Mücahit», «Arap Lejyonu» ya da daha başka adlarla) ve tali olmakla birlikte daha açık bir şekilde, Londra ve Madrid’teki gibi terörist eylemlerdir.

IŞİD ise aksine, örgütün kuruluşundan önce Pentagon’un araştırmacısı Robin Wright tarafından haritaya dayanarak açıklandığı gibi, Irak’ı Suriye’den ayırması gereken, Sünnistan ya da Halifelik adlı bir toprağın yönetimi projesidir.

«Timber Sycamore» harekatı sırasında ABD tarafından doğrudan finanse edilmiş ve silahlandırılmıştır. Hazırda duran bir yasayı, Şeriat’ı tesis ederek halkı sarsmıştır.

El Kaide ve IŞİD’in cihatçılarının Irak ve Suriye’de yenilgiye uğratılması, önce Suriye Arap Ordusu’nun cesareti, ardından da savaşçıların yeraltı tesislerine karşı sığınak bombaları kullanan Rus Hava Kuvvetleri sayesindedir. Dolayısıyla, onların çalıştıranı yenildi.

El Kaide nasıl NATO’nun yedek paramiliter gücüyse, IŞİD de onun müttefik kara ordusudur.

IŞİD çelişkili bir şekilde uğruna eğitildiği toprakları kaybederken, bu tip görevlere karşı çıkan El Kaide bir toprak parçasını yönetmektedir.

Yakın zaman önce, 16 Nisan’da Kongo ya da 21 Nisan’da Sri Lanka’da gerçekleştirdiği saldırılar, biz dahil kimse tarafından öngörülemedi. Bunun dışında saldırılar, bu örgütlerden herhangi birine atfedilebilirdi.

IŞİD, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde birden ortaya çıksa da, bunu bayrağını Uganda’nın «Müttefik Demokratik Güçler»ine emanet ederek yapabilmiştir.

Sri Lanka’da gösterişli bir şekilde hareket edebilmesi, istihbarat servislerinin Müslümanları izlemeyip, tamamen Hindu azınlığa odaklanması sayesindedir.

Belki biraz bu servislerin Londra ve Tel Aviv tarafından eğitilmesi, ya da yine istihbaratın hareket alanını kısıtlayan Devlet Başkanı Maithriala Sirisena ve Başbakan Ranil Wickremesinghe arasındaki çekişme yüzünden de diyebiliriz.

Sri Lanka kendini böylesi bir vahşeti üretmeyecek kadar incelik sahibi gördüğü için özellikle savunmasızdır.

Bu doğru değildir: ülke, yenilmiş ve 2009’da teslim olmalarına karşın 2 000’den fazla Tamil Kaplanının nasıl infaz edildiği konusunu hala aydınlatabilmiş değildir.

Oysa kendi suçlarımızla yüzleşmeyi her reddedişimizde, kendimizi diğerlerinden daha medeni sanarak yol açtığımız yeni suçlara maruz kalıyoruz.

Ne olursa olsun, Kongo ve Sri Lanka dramları cihatçıların silah bırakmayacağını ve Batılıların onları genişletilmiş Ortadoğu dışında da kullanmaya devam edeceğini ortaya koyuyor.

(voltairenet.org)

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz