Yaptırımlarla Savaş

Yazan:(Thierry Meysan)

Bütün savaşlar ölümcül ve acımasızdır, ama ABD başkanı Trump’a göre, bu savaşların olabildiğince az masraflı olması tercih sebebidir.

Belki de silahlar yerine ekonomik yaptırımlarla öldürmek enuygunudur. ABD’nin saldırdığı ülkelerin birçoğu ile zaten ticaret yapmadığını göz önünde bulundurduğumuzda, bu “ekonomik” savaşların  mali bedeli, Pentagon yerine tarafsız ülkeler tarafından üstlenilmektedir.

Böylece ABD yakın zamanda Venezüella, Küba ve Nikaragua’yı ekonomi olarak kuşatma kararı almıştır. Bu eylemler, öldürmek üzere yürütülen savaşları gizlemek için Washington’un bunları hangi hakla aldığı bilinmeksizin, haberleri verenler tarafından “yaptırım” olarak sunulmaktadır.

Bu yaptırımlar, Washington’un Amerikan kıtasındaki hiçbir yabancı gücün Batı Avrupa’ya müdahale etmeyeceğini ifade eden Monroe Doktrini’ne açıkça atıfta bulunarak uygulamaya konulmuşlardır.

Sadece hedef alındığını hisseden Çin, Amerika’nın ABD’nin özel mülkiyeti olmadığını ifşa etmiştir. Bugün itibariyle herkes bu doktrinin kıtanın Güneyinde Amerikan emperyalizmini meşrulaştırmak üzere aceleyle geliştirildiğini gayet iyi bilmektedir.

Bugün ABD yaptırımları en az yirmi ülkeyi ilgilendirmektedir: Belarus, Burma, Burundi, Kuzey Kore, Küba, Rusya, Irak, Lübnan, Libya, Nikaragua, Suriye Arap Cumhuriyeti, Venezüella, Orta Afrika, Demokratik Kongo, İran, Sırbistan, Somali, Sudan, Güney Sudan ve Ukrayna.

Batı Avrupa hiçbir zaman Anerikan yaptırımlarını hedefi olmamıştır. Yaptırımları Ortadoğu ülkeleri,  Doğu Avrupa, Karayipler Körfezi ve Afrika çerçevesinde kalmıştır

Bütün bu bölgeler daha 1991 yılından itibaren kurulması istenen “Yeni Dünya Düzeni” ile bütünleşmesi gereken bölgeler olarak eski Başkan baba George Bush tarafından listelenmiştir.

Bunu yapamadıkları ya da yapmak istemedikleri düşünülerek, 2001 yılında eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve silahlı kuvvetler dönüşüm danışmanı Amiral Arthur Cebrowski tarafından yaptırıma tabi tutulmuşlar ve kaosa sürüklenmişlerdir.

Avrupa Birliği’nin bugünkü tepkisini kestiren ve dilediğiyle ticaret yapamamaktan kaygılanan baba Bush yönetimi, Batı ve Orta Avrupalıların sadece özerk olan ama hiçbir zaman bağımsız olmayan bir savunmaları olmasını sağlayan, “Wolfowitz Doktrinini” geliştirdi.

Washington bu nedenle, Maastricht Anlaşmasında bir maddeyi dayatarak Avrupa Birliği’ni doğar doğmaz hadım etmiştir. NATO’nun silahlı kuvvetlerine olan hükümranlığını göstermektedir. Bu kulluk zaten Batı Avrupa Birliği’nin dağıtılmasının ve Başkan Trump’ın Atlantik İttifakının daimi askeri örgütünü dağıtmaktan vazgeçmesinin tek nedenidir. Çünkü NATO’suz bir Avrupa Birliği bağımsızlığına kavuşacaktır.

Çünkü anlaşmalara dönmek ABD’yi değil sadece kendisine göndermede bulunmaktadır. Hiç şüphesiz bütün anlaşmalar Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ile uygun olması gerektiğini şart koşmaktadır.

Örneğin, ABD’nin Libya’da, BM tarafından kurulan hükümet karşısında, Beyaz Saray’ın 19 Nisan’da ifşa ettiği üzere, Başkan Trump’ın destek taahhüdü vermek için telefon ettiği General Halife Haftar’dan yana tavır aldığına ve Avrupa Birliği üyelerinin birer birer ona ayak uydurduğuna tanık oluyoruz.

Bu durumda, NATO’nun bir sigorta duvarı olduğunu söylememeliyiz. Çünkü Kuzey Atlantik Konseyi yani Atlantik İttifakı üye devletleri tarafından yönetilmemektedir.

Libya halkını Muammer Kaddafi’nin iddia edilen”suçlar”ından korumayı hedefleyen bir eylemi onayladığında, Kuzey Atalantil Konseyi,  aynı zamanda herhangi bir “rejim değişikliği”ne karşı olduğunu ilan etmiş ancak buna rağmen NATO paktı yönetimi ona danışmadan Libya’ya saldırı kararı aldı.

Kaynak: (voltairenet.org)

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz