Katiller örgütü olarak Müslüman Kardeşler

yazan ( Thierry Meyssan )

Thierry Meyssan’ın “Gözlerimizin Önünde” kitabını yayınlamayı sürdürüyoruz. Meyssan bu bölümde, bir Mısır gizli cemaatinin kuruluşunu, ardından İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz gizli servislerince yeniden kuruluşunu anlatmaktadır.

Son olarak bu grubun, Kraliyetin eski sömürgesinde işlenen siyasi cinayetler gerçekleştirilmesi için MI6 tarafından nasıl kullanıldığını ortaya koymaktadır.

“Arap Baharları” Aynı Müslüman Kardeşler’in Yaşadığı Gibi:

1951 yılında, İngiliz istihbarat gizli servisleri MI 16, aynı adlı eski örgütten hareketle bir gizli siyasi cemaat kurdular: Müslüman Kardeşler.

Gizli servisler bu cemaati önce kendilerine direnen şahsiyetleri öldürmek, ardından 1979’dan itibaren de Sovyetlere karşı paralı asker olarak kullanırlar.

90’lı yılların başında, bu cemaati NATO’nun bünyesine sokmuşlar ve 2010’lu yıllarda Arap ülkelerinde iktidara taşımayı denemişlerdir.

Müslüman Kardeşler ve Sufi Nakşibendi tarikatı Suudi kraliyet ailesinden yılda en az 80 milyar dolar tutarında mali destek almaktadır ki bu da onu dünyadaki en önemli ordulardan biri haline getirmektedir.

IŞİD’inkiler de dahil olmak üzere cihatçı liderlerin tamamı bu askeri cihazın birer parçasıdırlar.

Mısır’da Müslüman Kardeşler: Birinci Dünya Savaşı sırasında dört imparatorluk ortadan kalkar: Cermen Reich’i, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Kutsal Rus Çarlığı ve Babıali Osmanlı.

Galip devletler tümüyle ölçüsüzdürler ve mağluplara şartlarını dayatırlar. Böylece Avrupa’da Versailles Anlaşması, çatışmanın tek sorumlusu gördüğü Almanya için kabul edilemez şartlar koyar.

Doğu’da, Osmanlı Halifeliğinin parçalanması süreci sorunlu olmaktadır: San Remo Konferansında (1920), Sykes-Picot (1916) gizli mutabakatlarına uygun olarak Fransa’nın, Suriye’yi (o dönemde bugünkü Lübnan’ı da içine alan) sömürge haline getirmesinin önü açılırken, Birleşik Krallığın Filistin’de Yahudi yurdunu oluşturmasına izin verilmiştir.

Öte yandan Mustafa Kemal, Osmanlı İmparatorluğundan geriye kalan topraklarda aynı zamanda hem savaşı kaybeden Sultan’a, hem de ülkesini ele geçiren Batılılara karşı ayaklanır.

Sevr Konferansında (1920), Kürdistan da dahil çeşitli yeni devletler yaratabilmek için Halifelik küçük parçalara bölünür.

Trakya ve Anadolu’nun Türk-Moğol halkı ayağa kalkar ve Kemal’i iktidara taşır.

Sonuç olarak Lozan Konferansıyla (1923) bugünkü sınırlar çizilir,

Kürdistan devleti fikrinden vazgeçilir ve bir buçuk milyondan fazla kişinin ölümüne neden olacak şekilde devasa nüfus nakilleri düzenlenir.

Ama Almanya’da Adolf Hitler nasıl ülkesinin kaderine teslim olmadıysa, Ortadoğu’da da aynı şekilde bir adam bölgenin yeniden paylaşılmasına karşı çıkar.

Mısır’da bir öğretmen, Batılıların yendiği Halifeliği yeniden tesis etmek için bir hareket kurar. Bu adamın ismi Hasan el Benna ve örgütün adı ise Müslüman Kardeşler’dir (1928).

Bu gizli cemaat dehşet bir şekilde hızlıca yayılır. İslamcı kurumları yeniden tesis etmek için sistemin içerisinde çalışmayı tercih eder.

Cemaate girmeye hak kazananlar Kuran’a ve kılıç ya da tabancaya el basarak kurucuya bağlılık yemini etmelidir. Her ne kadar bunu dini terimlerle ifade etse de Cemaatin amacı tamamen siyasidir.

Ne Hasan el Benna, ne de halefleri hiçbir zaman İslam’dan bir din olarak söz etmeyecek ya da bir Müslüman tinselliğini dile getirmeyeceklerdir. Onlara göre İslam sadece bir dogma, Allah’a boyun eğme ve iktidar uygulamasıdır.

Kesin olan bir şey var ki, İhvan cemaatini destekleyen Mısırlılar onu bu şekilde algılamazlar.

Hasan el Benna’ya göre, bir hükümetin meşruluğu, Batılı hükümetleri değerlendirirken yapıldığı gibi temsil gücüyle değil ama “İslami yaşam tarzını” yani 19.

yüzyıl Osmanlı Mısır’ının yaşam tarzını savunma yeteneğiyle ölçülür. Kardeşler, İslam’ın bir tarihinin olmasını ve Müslüman yaşam tarzlarının bölgelere ve dönemlere göre büyük ölçüde çeşitlilik göstermesini asla tasavvur edemeyecektir.

Yine aynı şekilde Peygamberin içinde yaşadığı bedevi toplumunda devrim yaptığını ve Kuran’da tanımlanan yaşam tarzının bu insanlar için belirlenmiş bir aşamadan başka bir şey olmadığını da asla tasavvur edemeyecektir.

Dolayısıyla onlara göre Kuran’ın cezai kuralları -Şeriat- verili bir durumla uyuşmamakta ama iktidarın destek alabileceği değişmez yasaları belirlemektedir.

Müslüman yaşam tarzının çoğunlukla kılıçla yayılmış olması, Cemaat için güç kullanımını meşru kılmaktadır. Kardeşler, İslam’ın aynı zamanda örnek alınarak yayılmayı başardığını asla kabul etmeyeceklerdir.

Ancak bu yaklaşım, el Benna ve Kardeşler’in seçimlere katılmasına –ve kaybetmesine- engel oluşturmaz. Müslüman Kardeşler’in doktrini, “siyasal İslam’ın” ideolojisidir, Fransızca da buna “İslamcılık” deniliyor.

Hasan el Benna 1936’da, Başbakan Mustafa Nahhas Paşa’ya mektup yazar ve aşağıdaki taleplerde bulunur:
1- Yasamada reform ve bütün mahkemelerin Şeriat altında birleştirilmesi.
2- Orduda askere almanın cihat bayrağı altında gönüllülük esasıyla yapılması.
3- İslam’ın şartı olan tevhide uygun olarak, Müslüman ülkelerin birbirine bağlanması ve Halifeliğin canlandırılmasının hazırlanması.

İkinci Dünya Savaşı süresince, Cemaat tarafsızlığını ilan eder. Gerçekte ise Reich çıkarına bir istihbarat servisine dönüşür.

Lakin, ABD’nin savaşa girmesiyle birlikte, savaşın kaderi tersine dönecek gibi olunca, iki taraflı oynar ve ilk işvereni hakkında onlara bilgi sağlamak üzere kendini İngilizler tarafından finanse ettirir.

Böylelikle Cemaat tamamen ilkeden uzak olduğunu ve katıksız politik oportünizmini açıkça ortaya koyar.

Devam Edecek..

Kaynak: voltairenet.org

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz