Mİ6 ve CİA’nın destek gücü olarak Müslüman Kardeşler

yazan (Thierry Meyssan)

Thierry Meyssan’ın “Gözlerimizin önünde”kitabını yayınlamayı sürdürüyoruz.

Yazar Müslüman Kardeşler örgütünün bir Mısırlı gizli cemaat olarak nasıl kurulduklarını daha sonra İngiliz istihbaratı tarafından 2. dünya savaşı akabinde nasıl yeniden ortaya çıkarıldığını anlatıyor…

24 Şubat 1945’te Kardeşler şanslarını dener ve Mısır Başbakanını meclis oturumunda öldürürler.

Ardından Müslüman Kardeşler’e karşı baskı ve yeni Başbakan’ın 28 Aralık 1948’de vurulması ve ona misilleme olarak 12 Şubat 1949’da Hasan el Benna’nın öldürülmesine kadar varan bir dizi siyasi cinayetle birlikte şiddettin tırmandığına tanık olunur. Kısa süre sonra, sıkıyönetim mahkemesi Kardeşler’in birçoğu için hapis cezası verir ve kurumlarını kapatır.

Bu gizli örgüt özünde, hırslarını Kuran’ın ardına gizleyen ve iktidarı ele geçirme hevesinde olan bir katil sürüsünden başka bir şey değildi. Tarihi burada son bulmalıydı. Ama hiç de öyle olmadı.

2- Anglosaksonlar Tarafından Yeniden Kurulan İhvan Cemaati ve İsrail İle Ayrı Barış:

Cemaatin insanları seferber etme ve onları katile dönüştürme yeteneği ancak büyük güçlerin ilgisini çekti.

İnkar etmesine karşın Seyyid Kutub masondu. 23 Nisan 1943’te, el-Tac el-Mısri “Mısır’ın tacı” adlı dergide « Neden mason oldum » başlıklı bir makale yayınlamıştır.

Dağılmasının üzerinden iki buçuk yıl geçtikten sonra, Anglosaksonlar  “Müslüman Kardeşler” adını yeniden kullanarak yeni bir örgüt kurarlar.

Tarihi liderlerin hapiste olmasından yararlanılarak eski yargıç Hasan el Hudeybi örgütün Büyük Rehberi olarak seçilir. Genel kanaatin tersine, eski ve yeni cemaat arasında hiçbir tarihsel devamlılık söz konusu değildir.

Hasan el Benna’nın eski gizli cemiyetin “Gizli Cihaz” adlı birimini, kendisiyle bağlantılı olduğunu iddia ettiği saldırılara girişmesi için görevlendirdiği ortaya çıkar.

Bu örgüt içerisindeki örgüt öylesine iyi gizlenmiştir ki Cemaatin tasfiyesinden etkilenmemiş ve bundan böyle halefinin emrine girmiştir.

Örgütün Mürşidi bu yapıyı inkar etmeye karar verir ve hedeflerine ancak barışçıl yöntemlerle ulaşma niyetinde olduğunu açıklar.

Eski gizli cemiyeti yeniden oluşturmak isteyen Anglosaksonlarla sadece kitleler nezdinde saygınlığını geri kazanmak isteyen Mürşit arasında o dönemde tam olarak neler yaşandığını ortaya koymak zordur.

Her durumda, Gizli cihaz faaliyetini sürdürür ve Mürşidin otoritesi, oluşum içerisinde gerçek bir savaş ilan eden Cemaatin diğer sorumlularına geçer.

CIA bunların başına, MI6 ile bir anlaşmaya varmadan önce Mürşidin mahkum ettiği Cihat teorisyeni Seyyid Kutub’ugetirir.

Her yabancı kol birbirinden bağımsız olduğu için ve örgüt içerisindeki gizli birimler, her zaman ne Büyük Mürşit, ne de Mahalli Mürşit’e değil ama bazen doğrudan CIA ve MI6’ya bağlı olduklarından, bunların yapı içerisinde kendi aralarındaki ast-üst ilişkilerini tam olarak belirlemek imkansızdır.

İkinci Dünya Savaşını izleyen dönemde, İngilizler dünyayı Sovyetlerin etki alanının dışında tutmak için dünyayı örgütlemeye çalışırlar.

Winston Churchill, Eylül 1946’da Zürih’te Avrupa Birleşik Devletleri düşüncesini ileri sürer. Aynı ilkeden hareketle Arap Birliğini oluşturur.

Soğuk Savaşın başlangıcından itibaren, Amerika Birleşik Devletleri, kendi adına bu harekete çıkarlarına uygun olarak yol arkadaşlığı yapmakla yükümlü American Committee on United Europe ve American Friends of the Middle East  adlı dernekleri kurar.

CIA, Arap Dünyasında, önce Şam’da General Hüsnü Zaim lehine (Mart 1949), ardından da Özgür Subaylar ile birlikte Kahire’de (Temmuz 1952) olmak üzere iki askeri darbe düzenler. Komünistlere düşman olduğu varsayılan milliyetçilerin desteklenmesi söz konusudur.

Washington bu ruh haliyle, anti-komünist mücadeleyi yönetmek için yanlarında yüzlerce eski Gestapo yetkilisiyle birlikte, Mısır’a SS Generali Otto Skorzeny ve İran’a Nazi General Fazlollah Zahedi’yi getirtir.

Skorzeny ne yazık ki Mısır Polisini bir şiddet geleneği içerisinde yapılandırır. 1963’te, Nasır’a karşı CIA ve MOSSAD’ı tercih edecektir. Zahedi’ye gelince, dönemin en cani polis teşkilatı SAVAK’ı kuracaktır.

Hasan el Benna hedefini belirlemiştir –dini kullanarak iktidarı ele geçirmek-, Kutub ise kullanılacak yöntemi saptar: cihat.

Müritler Kuran’ın üstünlüğünü bir kez kabul ettikten sonra, bunları ordu şeklinde örgütlemek ve savaşa göndermek için ondan yararlanmak mümkündür.

Kutub, İslamcı olanla «karanlık» olanı birbirinden ayıran manişeist bir teori geliştirir. Bu kafa karıştırma yöntemi, CIA ve MI6’ya milliyetçi Arap hükümetlerin kontrol edilmesi için müritlerin kullanılması ve ardından da Sovyetler Birliğindeki Müslüman bölgelerinin istikrarsızlaştırılması imkanı vermektedir.

Cemaat  “Gayemiz Allah. Önderimiz Resulullah. Anayasamız Kuran. Yolumuz cihat. En büyük arzumuz Allah yolunda şehit olmaktır” sloganı altında bitmek tükenmek bilmeyen bir terörist deposu haline gelir.

Kutub’un düşüncesi akılcı ama mantıklı değildir. Hiçbir zaman için tartışmaya yer bırakmayan değişmez bir Allah/Peygamber/Kuran/Cihat/Şehitlik retoriğini göz önüne sermektedir. Diyaloğa kesinlikle hiçbir fırsat tanımaz.

Kendi özel mantığını insan aklının üstünde koymaktadır.

Devamı Gelecek…

Kaynak: voltairenet.org

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz