İnsan Hakları Adıyla

Thierry Meyssan Yazdı

Beşeriyet zaman içerisinde insanın eşitliği ülküsünü formüle etti: “İnsan Hakları”.

Bilinen en eski örnekler, inanç özgürlüğünü getiren Pers İmparatoru II. Kiros’un (M.Ö. 5. Yüzyıl) –ki bir replikası New York’taki Birleşmiş Milletler merkezini süsler– silindiridinleri ne olursa olsun bütün fertler arasında eşitiği temsil eder.

Milletler Cemiyeti 1948’de, Paris Chaillot Sarayı’nda toplanan BM Genel Kurulu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul etti.

İnsan Hakları Evrensel Beyanı ile sonuçlanan beyannamenin editör komitesinin başında Bir Suriyeli heyet ve ABD Başkanının eşi Eleanor Roosevelt’te bulunuyordu.

İşte Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde sentezlenen bu ve bunun gibi diğer farklı kültürler olmuştur.

Öncelikle bütün insanların « özgür, onur ve haklar bakımından eşit » doğduğunu, sadece kendilerinden değil, ama birbirilerine karşı da sorumlu olduklarını ortaya koymaktadır (1. Madde).

Evrensel ilan ilk defa, Milletler Cemiyeti’nin sömürgeci sistemi muhafaza etmek için yapmayı reddettiği, İnsan Hakları’nın kendi ülkelerine karşın, her ülkede aynı olduğunu belirtmektedir (2. Madde).

Ve son olarak, en önemlileri « yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği » olan bu haklar arasında bir hiyerarşinin var olduğunu dile getirmektedir (3. Madde), çünkü söz konusu olan birbiriyle çelişen iyi niyetlerden oluşan bir katalog hazırlamak değil, ama dünya toplumunu örgütlemektir Ardından kölelikle mücadele geliyor (4. Madde).

Daha sonrasında işkenceyle mücadele gelmektedir (5. Madde).

Bu ilkelerin tamamı önemlidir ancak bu sıralamayla tatbik edilmesi epey zordur, çünkü avrupalıların işine gelmemektedir.

Suriye Arap Cumhuriyeti dışarıdan sürü sürü gelen silahlı cihadistler tarafından saldırıya maruz kaldığında Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın sorumluluğu her şeyden önce:”yaşam, özgürlük ve güvenlik”ten oluşan evrensel insan haklarını savunmaktı.

Bunu da yaptı.Bu yüzden Güvenlik Konseyi’ndeki Almanya, Belçika ve Küveyt’in, tutumu gayet nifak dolu idi.

Özellikle de bu 3 ülke Başkan Esad’ı İdlib’de işgalcilere karşı savaşmak bahanesiyle “insanlarını öldürmek” ile suçladıklarında, liderlerinin İdlib’de Suriye vatandaşlarının cihadistlerin işgal ettiği bölgeyi terk etmelerine izin vermek için tek taraflı ateşkes ilan ettiği cihadını finanse ediyorlardı.

Yukarıdakilere dayanarak, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti, insan haklarını esas alan ve insan haklarını savunan ve nihayetinde bu haklara aykırı olanlara yardım eden insanlar için Batı kibirini şiddetle kınadı.

Halep ve ardından Ğuta’nın kurtuluşundan hemen sonra Güvenlik Konseyi’nde de benzer çatışmalar yaşandı, ancak ABD’nin Rakka’nın büyük bir bölümünü imha ettiği zaman bu tür çatışmaları maalesef göremedik.

Batılılar sadece çifte standart uygulamakla kalmıyor, zamanla ders de çıkarmıyorlar.Bu formatta sadece bir karar taslağının ortaya sunulması, Rus ve Çin vetosunun kullanılmasını yeniden tetiklemeye ve 3 ülkenin, Güvenlik Konseyi’nde esen keskin bölünmeler ve otoritesini zayıflatmasına kefil idi.

Fakat aynı ülkelerbir kez daha, büyük güçler tarafından Veto hakkını öldürmek ve Rusya ile Çin’i izole etmek girişimiyle, Genel Kurul önünde yeni bir karar taslağı sundular.

Öyle görünüyor ki Avrupalılar eski soğuk savaş çizgisinden, geleneksel Doğu-Batı çatışmasını Rusya, Çin ve ABD’yi birleştiren ve kendilerini arka plana itmesinden korkuyorlardı.

( voltairenet.org )

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz