Gözlerimizin Önünde (13) . Bölüm – Pentagon’un Alternatifi Olarak Müslüman Kardeşler

 ( Thierry Meyssan Yazdı )

Wembley Mahallesinde yer alan Advice and Reformation Committee (ARC), aynı zamanda hem Bin Ladin’in açıklamalarını yayınlamayı, hem de El Kaide’nin eleman devşirme, ödemeler yapma ve malzeme alma gibi lojistik faaliyetlerinin örtülü olarak yürütülmesini hedefler.

Londra’daki işbirlikçileri arasında, haklarında uluslararası tutuklama emri çıkartılan ama buna karşın Birleşik Krallık’tan siyasi sığınma hakkı elde eden, Suudili”Halit el Fevvaz” ve Mısırlı “Adil Abdulbari”ile”İbrahim Aydarus” da bulunmaktadır.

Bin Ladin’in ofisi, tam bir yasallık içerisinde Londra’da Şubat 1998’de, Yahudi ve Haçlılara karşı ünlü cihat çağrısını yayınlayar.

Bin Ladin, ağır böbrek rahatsızlığı nedeniyle Ağustos 2001’de Dubai’deki Amerikan hastanesine kaldırılır.

Körfez ülkelerinden birinin Devlet Başkanı, güvenliği CIA tarafından sağlanan hastane odasında Ladin’i ziyaret ettiğini bizzat bana teyit etmiştir.

İki “Gladio” Birminin Birleştirilmesi ve IŞİD’in hazırlanışı:Aynı mantık içerisinde, Bush yönetimi 11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleşen büyük saldırıların sorumluluğunu İslamcılara yükler.

Resmi yorum sayılamayacak kadar çok tutarsızlığa sahip olsa da fazlasıyla etkili olur.

Havayolu şirketleri şüphelilerden hiçbirinin uçaklarda bulunmadığını belirtse de, Adalet Bakanı kamuoyunu uçakların İslamcılar tarafından kaçırıldığına ikna etmeye çalışır.

İddiaları kamuoyu önünde bizzat reddetmiş olmasına ve yüz ve ses tanıma uzmanları videodaki şahsın Bin Ladin olmadığını belirtmelerine karşın, Savunma Bakanlığı, Bin Ladin’in saldırıların sorumluluğunu üstlendiği bir video görüntüsünü yayınlayacaktır.

Ne olursa olsun bu olaylar, Washington ve Londra’ya terörizme karşı “Sonu Olmayan Savaşı” başlatmak ve eski müttefikleri, Afganistan’daki Talibanlar ve Saddam Hüseyin’e saldırmaları için gerekçe olmaya yarayacaktır.

11 Eylül 2001’de Usame bin Ladin, en küçük terörist operasyonu dahi yönetecek durumda değildi. Pakistan’ın Rawalpindi Askeri Hastanesi’nde diyalize bağlı halde can çekişmekteydi.

Usame bin Ladin, kronik böbrek yetersizliğinden rahatsız olmasına rağmen, 15 Aralık 2001’de Marfan sendromu sonucunda hastalığına yenik düşer.

Bir MI6 temsilcisi Afganistan’daki cenaze törenlerine katılır. Ardından kendisine az çok benzeyen, Pakistan Başbakanı Benazir Butto’ya göre 2005 yılında Şeyh Ömer tarafından öldürülen adlı biri de dahil olmak üzere birçok dublör onu hayatta tutmaya devam edecektir.

Ağustos 2002’de MI6, Londra’da Müslüman Kardeşler’in “Hepimiz Suriyeliyiz” temalı toplantısını düzenler.

Konferans katılımcıları Suriye’nin Aleviler tarikatının baskısı altında olduğunu ve gerçek eşitliğin ancak Müslüman Kardeşler tarafından sağlanabileceği düşüncesini geliştirirler.

Seyyid Kutub ve Suriyeli Ebu Musab’tan sonra İslamcılar “Ebubekir Naci” adında yeni bir strateji uzmanına sahip olurlar. Hiçbir zaman var olmamış gibi görünen bu şahıs, 2004’te internet ortamında (Vahşetin Yönetimi, bir kaos teorisi) adlı bir kitap yayınlar.

Her ne kadar bazı yazarlar bir Mısırlı yazarın tarzında olduğunu düşünseler de, eserin başlangıçta İngilizce yazıldığı, ardından Kuran’dan yapılan gereksiz alıntılarla zenginleştirildiği ve sonradan Arapçaya tercüme edildiği anlaşılıyor.

Kitabın başlığındaki “Vahşet”, teröre başvurulmasını değil, ama uygarlık devleti yaratmadan önceki doğal hale geri dönüşü tanımlıyor.

İnsanlığın, “İnsanın insanın kurdu olduğu” zamanlara geri döndürülmesi söz konusudur. (Kaos stratejisi) üç aşamadan oluşmaktadır:

İlk olarak, en savunmasız cenahlarına saldırarak devletin cesaretinin kırılması ve gücünün tüketilmesidir. Dolayısıyla çoğunlukla alakasız, ama vurulması kolay ve dağınık tali hedefler seçilecektir.

Bir toplu ayaklanma, devrim izlenimi verilmesi söz konusudur.

İkinci olarak, devlet banliyölerden ve kırsaldan çekilince, bazı bölgeler ele geçirilecek ve buralar yönetilecektir. Yeni bir devlet biçimine geçildiğini vurgulamak için Şeriat’tan destek alınacaktır.

Bu dönem boyunca, iktidara muhalefet eden ve silah yardımında bulunmaktan kaçınmayacak herkesle ittifak kurulacaktır. Bu aşamada artık bir mevzi savaşı yürütülecektir.

Üçüncü olarak, İslam Devleti ilan edilecektir: Bu tez, çağdaş askeri biliminin ürünüdür. Psikolojik operasyonlara, özellikle de çarpıcı şiddetin kullanımına önemli bir yer ayırmaktadır.

Bu stratejinin uygulamada bir devrimle hiçbir ilgisi yoktur, daha çok bir ülkenin yabancı güçler tarafından fethedilmesi söz konusudur, çünkü büyük bir yatırımı gerektirmektedir.

Yıkıcı edebiyatında alışık olduğumuz üzere, en ilginç olan henüz söylenmemiş olanda ya da rastgele söylenende gizlidir:

– Halkların cihatçılara ev sahipliği yapması için hazırlanması, “iç” savaştan önce Cezayir’de yapıldığı gibi, cami ve toplumsal derneklerden oluşan bir şebekenin inşasını gerektirir.

– İlk askeri operasyonların gerçekleştirilebilmesi için önceden ithal edilmiş silahlara gereksinim vardır. Çünkü sonrasında, cihatçıların silah ve hatta cephane temin etme -imkanları hiç olmayacaktır. Dolayısıyla dışarıdan destek almaları gerekmektedir.

– Ele geçirilen bölgelerin yönetimi, “devletleri yeniden inşa” etmekle yükümlü düzenli ordular gibi önceden eğitilmiş üst düzey memurların varlığını gerektirmektedir.

– Son olarak mevzi savaşı, büyük miktarda malzeme, mühendis ve mimara ihtiyaç duyan çok geniş altyapıların inşasını gerektirmektedir.

Bu esere bağlı olduğunu beyan etmeleri, zorunlu olarak İslamcıların dış büyük güçler hesabına bir askeri rol oynamaya devam etme niyetinde olduklarını doğruluyor.

Ama bu kez çok büyük ölçekte.

Devamı Gelecek…

 ( Kaynak : voltairenet.org )

اترك تعليق

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz